OKUL TIRAŞI
İlk uzun metraj filmi Cennetten Kovulmak ile 50. Antalya Altın Portakal Film Festivali En İyi Film, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ve Jüri Özel ödülleri de dahil olmak üzere festivallerden birçok ödül kazanan Ferit Karahan’ın 2022’de vizyona giren “Okul Tıraşı” filminin oyuncu kadrosunda Ekin Koç, Mahir İpek, Cansu Fırıncı, Melih Selçuk ve Samet Yıldız yer alıyor.
Çekimleri 2019’un karlı kış aylarında Van’ın Bahçesaray ilçesinde yapılan film, şehir dışındaki bir yatılı okulda okuyan Yusuf’un (Samet Yıldız) bir anda rahatsızlanan arkadaşı Memo’yu (Nurullah Alaca) hastaneye götürme çabası ve bu çabasının okul idaresi tarafından zamanında kabul görmemesi ile yoğun kar yağışıyla yolların kapanmasıyla birlikte gelişen olayları konu ediniyor. Doğunun çetin kış şartlarında insan ilişkileri, bir yandan herkesin birbirini idare etmeye çalışırken bir yandan da al gülüm ver gülüm düzenin ve disiplinin aksamadan sürme gayreti… Şehirden tamamen izole, katı bir disiplinle yönetilen bir yatılı erkek okulunda okuyan Yusuf, soğuk havaya rağmen soğuk suyla banyo cezası sonrasında fakat daha sonra daha da esrarengiz bir hal alan hastalanması neticesinde, durumu her an daha da kötüye giden arkadaşını hastaneye ulaştırmak istemektedir. Başlangıçta okul bürokrasi yüzünden hastaneye götürülmeyen Memo, sonrasında istense de yoğun kar yağışının yolları kapatmasından dolayı hastaneye ulaştırılamaz. Yolların açılmasını bekleyen öğretmenler ve öğrenciler, bu işten yakalarını sıyırmaya çalışırken, acımasız hesaplaşmalar ve sakladıkları sırlar da birer birer gün yüzüne çıkar.

Sistem, hiçbir yerde adil değil, eşit değil.
Sistem, hiçbir yerde adil değil, eşit değil… Bitlis Tatvan’da kış ortasında askerliğini yapmış birisi olarak film bana o zamanları hatırlattı. İklimin verdiği mutsuzluk hali, zaten olması gereken disiplini daha da sertleştiriyor, insanları mutsuzlaştırıyordu. Ülkenin doğusunda yılın altı ayı karla gömülü bir yerleşim biriminde yer alan yatılı okul öğrencilerinin içinde bulundukları sistemin bir temsilini yansıtan zorlu banyo sahnesiyle başlıyor film. Ben de karlara gömülü binalarda başka bir binada hamama gider, peştamalla karın ortasında diğer binaya geçerdim. Filmi izlerken izleyici olarak zaten yönetmen sizi de psikolojik olarak soğuk bir duşa sokuyor.
Ailelerinden uzakta eğitim görmekte olan çocukların zorlu yaşamı, her biri kışlayı anımsatan odalar, ranzalar, banyo, yemekhane ve sadece adından ibaret bir revire sahip bir yatılı okulun varlığı ile ilk anından itibaren içiniz kararıyor. Her mekan soğuk, güçlü, sert, acımasız ve bürokrasinin kaşları çatık o halini birebir yansıtıyor. Müdürü canlandıran Mahir İpek’i normalde komedi rollerinden biliriz ama en sert rolün hakkını vermiş. Hele yemekhanede ekranında Casper çizgi filminin yer aldığı 37 ekran televizyonun demir parlaklıkla korunaklı hale getirilmesi, Casper’ın tutsak edilmesi gibi bir görsele sebep olmasının yanı sıra bölge insanına olan güvensizliğin de bir göstergesi sanki…

Öğrenci ve öğretmenlerin çatışması da film boyunca ekrana yansıyor. Filmin ilk anlarındaki banyo sahnesinde öğretmen tarafından verilen cezayı uygulamakla yükümlü banyo nöbetçisi olan çocuk, insanların sosyal rolleri kazandıktan sonraki davranışlarındaki değişim ve acımasızlıkları filmdeki malum sahnede belirginleşiyor.
Yusuf’un hasta olan arkadaşını doktora götürme çabası ve bu çabanın ilk dakikadan itibaren bürokrasi ve hiyerarşi kavramlarının da derinliklerine inerek bir yatılı okul özelinden ülkeye dair eleştirel bir otopsi gerçekleştiriyor. Okuldaki revirin bitap haldeki durumu, izinli olan müdürün nedense o ara okulda olması, görevlilerden birinin gülünç sebeplerden ötürü okulda olmaması, muhasebecinin akıl oyunları (müdürün arabasına lastik alıp okula harcama yapıldı göstermesi), lastikler sebebiyle karda gitmeyen arabasını öğrencilere ittirmesi vb benzeri durumların sisteme dair hem acınası tespitler sunması da filmi izlerken ülke gerçeklerini bir kez daha tokat gibi yüzümüze vuruyor. Revirin girişindeki buzlanmaya bir türlü çözüm bulunması için gayret gösterilmemesi, sistemin içinde çürümüşlüğü de özetler nitelikte.
“Kürt bölgesi diye bir şey yok!” Bir de kadın öğretmenin çocuklara “biz hangi bölgede yaşıyoruz” şeklinde bölgeleri sorarken öğrencilerden birisine verdiği cevap “Geç yerine. Kürt bölgesi diye bir şey yok!” şeklindeki cevabı aslında filmin amacını da belli eder nitelikte.

Öğretmenlerden birinin üstü karla kaplı Atatürk büstündeki karları eliyle silmesi de her şeye rağmen sistemin devamlılığı çabasını yansıtıyor sanki…
Yemek duasındaki gibi… “Allah’ımıza hamdolsun, vatan millet var olsun. Alkış! ”

Ferit Karahan, iyi bir filme imza attı ve 71. Uluslararası Berlin Film Festivali’nin panorama bölümünde “Fipresci Ödülü” nün de sahibi oldu.
Film kendi deyimiyle, ‘bir sistem, bir Türkiye belki de bir dünya eleştirisi…’
