Nar’ın Rengi
HEPİMİZ KENDİMİZİ BİRBİRİMİZDE ARIYORUZ

Sergei Parajanov – Narın Rengi (Sayat Nova, 1969):
Gürcistanlı Ermeni Sovyet sinema yönetmeni, senaryo yazarı ve çok yönlü sanatçı Sergei Parajanov’un 1969 yapımı Sovyet Sürrealist filmi Nar’ın Rengi filmi, (18. yüzyılda yaşamış Ermeni şairi ve ozan Artin Sayadya’nın dizelerini anlatır (halkının verdiği isimle şarkıların efendisi: Sayat Nova) ve sinema tarihinde neredeyse tekil bir yere sahiptir. Genel kabul görmüş anlatı sinemasının neredeyse tüm kurallarını reddeden, görselliği şiirsel bir tablo gibi işleyen, neredeyse tamamen sessiz ve diyalogsuz ilerleyen film, 20. yüzyılın en radikal görsel deneylerinden biri olarak kabul edilir.

Yönetmen Parajanov burada bir biyografi değil, 18. yüzyıl Ermeni-Gürcü âşık (troubadour) şair Sayat-Nova’nın (gerçek adı Harutyun Sayatyan) ruhsal ve imgeler dünyasını yeniden yaratır. Film, şairin çocukluğundan manastıra kapanışına ve ölümüne uzanan bir yaşam çizgisini takip eder gibi görünse de, aslında kronolojik bir hikâye anlatmaz. Sayat-Nova’nın şiirlerinden, Kafkasya coğrafyasının folklorik ve dini sembollerinden, ikonlardan ve minyatürlerden beslenen bir görsel meditasyon sunar. Parajanov’un en çarpıcı tercihi, sinemayı hareketsiz tablolara dönüştürmesidir. Her kare, göz alıcı Pers ve Ermeni minyatür sanatını, Bizans ikonografisini, halk motiflerini ve ortaçağ kilise fresklerini anımsatan bir kompozisyon içerir. Figürler genellikle doğrudan kameraya bakar, jestler teatral ve stilizedir; hareket minimumdur ama her nesne (nar, ipek, mum, haç, kuzu, tavus kuşu, çarmıh, su, kan) yoğun bir sembolik yük taşır. Bu yüzden film çoğu zaman “tablo sineması” ya da “statik sinema” olarak da tanımlanır.
Görsel ve Sembolik Dil
Filmin en ikonik imgelerinden biri, narın patlayıp suyunun beyaz kumaşa yayıldığı sahnedir. Bu kare, hem Ermenistan coğrafyasının kanla lekelenmiş tarihini, hem de şairin iç dünyasındaki tutkuyu, acıyı ve yaratıcılığı simgeler. Nar, aynı zamanda bereket, kan, kalp, yarık ve açıklık metaforu olarak çok katmanlıdır.
Parajanov’un renk paleti de tesadüfi değildir: koyu kırmızılar, altın sarıları, derin yeşiller ve maviler, hem dini ikonların hem de Kafkas halılarının renk dünyasını yansıtır. Filmdeki dini imgeler (haçlar, melekler, aziz figürleri, İncil sahneleri) Sovyet sansürü için en büyük sorunlardan biri olmuştur. Ateist bir rejimde bu kadar yoğun Hıristiyan ikonografisi kullanmak başlı başına bir başkaldırı olarak değerlendirilmektedir. Üstelik Parajanov’un cinsellik ve bedensellik çağrışımları taşıyan imgeleri (özellikle erkek bedenine yönelik erotik bakış, çıplak omuzlar, uzun saçlar, dans eden dervişvari figürler) dönemin ahlak anlayışıyla da tamamen çelişmektedir. Bu yüzden film, ağır biçimde kesilip biçilmiştir.

Sergei Yutkevich’in yeniden düzenlediği versiyon yıllarca dolaşımda kalmıştır. Neyse ki 1980’lerden itibaren orijinal Parajanov kurgusuna (yaklaşık 77 dakika) giderek daha sadık restorasyonlar yapılmıştır.
Ses ve Müzik Kullanımı:
Narın Rengi neredeyse tamamen sessiz bir film gibi algılanabilir, ancak sessiz değildir. Diyalog yok denecek kadar azdır; onun yerine Sayat-Nova’nın şiirlerinden alınmış altyazılar, geleneksel Ermeni ve Gürcü müziği, kilise ilahileri, doğa sesleri ve ritüel çalgılar kullanılır. Ses, görsel kadar stilizedir. Bazen bir enstrüman tek bir notayı uzatır, bazen birdenbire sessizlik çöker. Bu da filmi daha da ritüelistik ve zamansız kılar.
Türkülerini Transkafkasya’da konuşulan üç dilde, yani Ermenice, Azerice ve Gürcüce yazdığı için, bölgenin kardeşlik ruhunun sembolü olarak görülen, 1712 doğumlu ozanın annesi Tiflis’te, babası ise rivayetlere göre Halep ya da Adana’da doğmuştur. Kendisi de annesi gibi Tiflis’te dünyaya gelen Sayat-Nova şiir yazma, şarkı söyleme ve kemençe, çonguri, tambur çalma konusunda yeteneklidir.

Parajanov’un Sanatsal Duruşu ve Sovyet Bağlamı
Parajanov, Sovyet sinemasının “poetik sinema” akımının en uç örneğidir. Tarkovsky’nin şiirselliği bile klasik anlatıya bağlı kalırken, Parajanov anlatıyı tamamen terk eder. Onun sineması, Ermeni, Gürcü, Pers, Bizans ve Ortodoks kültürlerin kesişiminde doğar. Kendisi de Tiflis doğumlu bir Ermeni olarak, bu çok-kültürlü Kafkas mirasını kişisel bir mozaik gibi kullanır. Aynı zamanda açıkça queer bir duyarlılık taşır; erkek bedenine bakış, androjen figürler ve homoerotik alt tonlar filmin sansürlenmesinde önemli rol oynamıştır.
Sovyet yetkilileri filmi “anlaşılmaz”, “gerici”, “milliyetçi” ve “dini propaganda” olarak görmüştür. Parajanov daha önce de 1964 yapımı Shadows of Forgotten Ancestors yüzünden eleştirilmişti; O sebeple, Narın Rengi filminden sonra 1973’te 5 yıl hapis yatmış ve rejimin ızdırabını çekmiştir. O sebeple, bu film, Parajanov’un özgürlüğü uğruna ödediği bedelin en somut kanıtlarından biridir.
Narın Rengi klasik anlamda “eğlenceli” ya da “anlaşılır” bir film değildir. İlk izlemede çoğu insan afallayabilir, sıkılabilir, hatta kızabilir. Ama şaşırtıcı ve etkileyicidir! ikinci, üçüncü izleyişte bir tür trans haline girilir. Film, seyirciyi aceleci anlam arayışından vazgeçmeye, sadece bakmaya ve hissetmeye davet eder.
Sinema tarihinde Eisenstein’ın montaj teorisi, Godard’ın denemeci dili, Tarkovsky’nin zaman-imge anlayışı gibi büyük kırılmalar vardır. Parajanov ise bambaşka bir şey yapar; sinemayı yeniden ikon-resim sanatına yaklaştırır. Onun sineması, Batı’nın hikâye-merkezli geleneğinden çok, Doğu’nun minyatür, ikon ve halı sanatına yakındır.
